• RSS ile takip et

Daralan çember: Oxford Cinayetleri – Tractatus – Wittgenstein Üçgeni!

Eki 18, 2010 by     Henüz yorum yapılmadı    Bu kategorinin altına gönderildi:: dilbilim, sinema

Bilincimin altındaki tetikleyici etkilere tepki vermeyi alışkanlık yapan hormonların son zamanlarda medya ögesi içeren her aygıtın ülkede yaşayanların zihinlerine kazıdığı düşünceleri sürekli hatırlatmayı alışkanlık haline getirmesi böyle bir başlığın çıkmasına zorlayıcı bir etki yapmadan yol açmış olabilir. Belirtmek gerekir ki hatırlatma hormonu bu işin içerisindedir. CG (adı bende saklı (Aksu,1998)), Fatmagül Abla, Müge Anlı ve kankileri, Karabulut ailesi ve arka bahçesi ve az biraz da üçüncü sayfa haberleri ile belleklerimizin bellediği ve okurken ince belli bardaklarımızla çaylarımızı yudumladığımız, çok biraz da hafızamıza kazıdığımız olaylar zincirleme cinayet tamlamaları terimiyle günlük konuşmalarımızda tasarrufumuza sunuldu.

Oxford’da birini mi öldürmüşler? Hayır. Birilerini mi? Ya da bir kişi birden fazla birini mi öldürmüş? Aslında çoğullamaları işleme sokarsak evet. Birçok kişiyi öldürmüşler, hem de seri, bağlantılı, çözümlemeli-özümlemeli. Tamamdır film öncesi beyin fırtınası yapacağım diye epey hırpaladığım ve güvenlik güçlerinin emniyet çemberini oluşturduğu bu alandan çıkıp filme geçeyim.

Oxford Cinayetleri, Guillermo Martinez’in bir kitabı (Oxford Murders) ve aynı adla da İspanyol Yönetmen Alex de la Iglesia tarafından sinemaya uyarlanmış bir film. Filmde Yüzüklerin Efendisi’nden tanınabilecek bir Eliah Wood (Martin) var. Martin filmin olaya giriş yaptığı andan itibaren Oxford Üniversitesi’ndeki hocası Arthur Seldom ile birlikte seri cinayetleri çözmeye çalışıyor. İkilinin tanışması ise şöyle: Öğrenci Martin, Profesör Seldom’ın sıkı takipçilerinden biri ve Oxford’a gelmesinin en büyük nedeni de bu hayranlığı. Bir gün Seldom’ın dersinde Martin söz alıyor ve Seldom’la çeliştiği noktaları belirtiyor. O an ilk karşılaşma gerçekleşiyor. Daha sonra Martin Oxford’a geldiğinde ilk uğradığı evde Profesör ile karşılaşıyor. Karşılaştığı anda işlenen bir cinayet de bu iki kişiyi ayrılmaz bir ikili yapıyor. Filmin geri kalan süresi boyunca bu ikili, Oxford’da işlenen cinayetleri mantıksal ve geometrik semboller doğrultusunda çözmeye çalışıyorlar. Cinayeti işleyenin kim olduğunu söylemiyorum.

 

Film, Wittgenstein’in Tractatus’u yazdığı ortamın betimlenmesi ile başlıyor hemen hemen. Burada kitabın yazılış süreci hakkında sağlam bilgi işlenmiş. Olaya bir de Tractatus’un Türkçe çevirisinden bakalım (Oruç Aruoba). Wittgenstein 1. Dünya Savaşı’na çürük raporu olmasına rağmen Avusturya-Macaristan ordusuna katılmış. Hatta öğrenim durumu gereğince subay olabilecek durumda olmasına rağmen er olmayı tercih etmiş. Savaş boyunca bir topçu bataryasına bağlı olan Goplana adlı bir sahil güvenlik gemisine atanmış. Atandığı günden 2 gün sonra da Tractatus’un ön çalışmalarına başlamış. Filmdeki sahnede bu zamanlar sağdan soldan geçen mermilere ve arkadaşlarının bu durum temelli uyarılarına aldırmadan Tractatus üzerinde notlar almaktadır. Kasım 1918’de Wittgenstein İtalya’da esir düştüğünde de kitabın son şekli sırt çantasının içerisindeymiş.

Acıların çocuğu Wittgenstein diyebiliriz. Viyana’nın en zengin ailelerinden birinin 8 çocuğunun biri. 14 yaşına kadar özel eğitimlerle müzik, klasik diller, fizik, kimya ve matematik gibi birçok ders almış. Fiziğe duyduğu ilgi onda dönemin ünlü fizikçisi Boltzmann’nın öğrencisi olma isteği uyandırmış fakat Boltzmann intihar edince bu istek sonlanmış. Daha sonra İngiltere’ye gitmiş ve hava-uçak mekaniği üzerine çalışmalar yapmış Wittgenstein. Üstelik yaptığı bir motor tasarısı 2. Dünya Savaşı’nda döner helikopter motorlarında kullanılmış.

Tractatus’un yayımlanışı da epey bir sorunlu geçmiş. Altı yayıncıya başvuran Wittgenstein reddedilmiş. Başvurduğu yayıncılar ondan masrafların tümünü aynı anda karşılamasını istemiş. Başvurduğu son yayıncı ise hocası Bertrand Russell. Russell’in de isteği var: Kitaba giriş metni yazmak. Wittgenstein bunu kabul etmiş ve Russell giriş metnini yazmış. Wittgenstein bu giriş metnini okumuş ve Russell’e katılmadığını belirtmiş. Kitabın yayımlanmasından vazgeçmiş. Bu reddetmedeki en büyük etken ise  iki dilden çevrilen kitaptaki düşünce akışının kaybolmuş olması. 7. deneme de sonlanmış böylece. Daha sonra Wittgenstein kitabı daktilo ile kendi yazmış. Yazıya da bir not eklemiş ve artık kitabı yayımlatmak için bir gayret göstermeyeceğini ve Russell tarafından yapılacak olan değişikliklerin belirtilmesi gerektiğini söylemiş. Bu çabaların ardından Wittgenstein kendini Avusturya’nın bir köşesine öğretmen olarak atattırmış ve Tractatus dönemi sona ermiş. Russell de metni yayımlatmış fakat Wittgenstein bu kitaba itirazda bulunmuş. Daha sonra kitap Cambridge felsefecilerinin dikkatini çekmiş ve Russell’in girişi ile yayımlanmış. Wittgenstein’in bir isteği var burada: Kitabın iki dille yayımlanması gerektiği. O zaman sonra bu şekilde yayımlanmaya başlayan kitap Viyana Çevresi’nce baş kitap olarak ele alınmış.

Bir sonraki yazıda bulunan açılır kapanır Tractatus bağlantısından içeriğe bakabilir, interaktif olabilirsiniz.

Yorum yap

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>