• RSS ile takip et

Diller Afrika’dan mı yayıldı?

Nis 20, 2011 by     1 Yorum    Bu kategorinin altına gönderildi:: dilbilim, Genel

Geçen Cumartesi maç izlerken Taylan Hoca buna dair bir makaleden söz etmişti. Quentin Atkinson‘ın yazdığı Phonemic Diversity Supports a Serial Founder Effect Model of Language Expansion from Africa adlı makale Science Dergisi’nin 15 Nisan tarihli 332. sayısında yayımlanmış. Pazar günü okumaya başladığım makaleyi salı öğleden sonra bitirdim. En genel bulgusu şu: İnsan dilleri tek kökenlidir ve bu Afrika’nın güneyi merkezlidir. Yani Atkinson’a göre diller Afrika’nın güneyinden yayılmış.


Makale özeti şu şekilde;

Human genetic and phenotypic diversity declines with distance from Africa, as predicted by a serial founder effect in which successive population bottlenecks during range expansion progressively reduce diversity, underpinning support for an African origin of modern humans. Recent work suggests that a similar founder effect may operate on human culture and language. Here I show that the number of phonemes used in a global sample of 504 languages is also clinal and fits a serial founder–effect model of expansion from an inferred origin in Africa. This result, which is not explained by more recent demographic history, local language diversity, or statistical non-independence within language families, points to parallel mechanisms shaping genetic and linguistic diversity and supports an African origin of modern human languages.

Makalenin başlığında içerilen ve ilk bakışta yabancı olduğum bir terimi açmak gerekiyor sanırım önce: Founder Effect >> Serial Founder Effect. Tam çeviriden emin olamasam da sanırım Kurucu Etkisi >> Ardıl Kurucu Etkisi şeklinde verilebilir. Çalışma özetinde anahtar sözcük olarak verilen Kurucu Etkisi:

“Az sayıda bireyden yeni bir popülasyonun kurulmasına eşlik eden, gen sıklığındaki değişimlerdir. Yeni kurulan popülasyonun gen sıklığı, örnekleme hatası (örn. genetik sürüklenme) dolayısıyla, köken aldığı popülasyondan muhtemelen farklıdır. Ayrıca yeni kurulan popülasyon büyük olasılıkla köken aldığı popülasyondan daha az genetik çeşitlilik gösterir.” [*1]

Uzman görüşüne ihtiyaç var fakat anladığım kadarıyla bir (ana) topluluktan az sayıda birey ayrılıp farklı bir yerde farklı bir topluluk oluşturduğunda, kurucu (ana) topluluğun büyüklüğü fazla değilse genetik çeşitlilik azalarak kaybolur. İşin Ardıl Kurucu Etkisi (Serial Founder Effect) boyutu ise bu toplulukların uzak mesafelere göç etmeleri/taşınmaları ile geçekleşiyor. Burada bir dizi yerleşimden söz etmek mümkün.

Genetik üzerindeki çalışmalardan elde edilen temel bulgular Atkinson’ın çalışma bulguları ile örtüşüyor. 200 bin yıl öncesinde bugün insanının Afrika’da evrimle süreçlendiği ve daha sonra oluşturdukları toplulukların göçlere başladığını düşündüğümüzde Atkinson’ın çalışma bulguları oldukça tutarlı. Kaldı ki bu tutarlılığı dillerin genetik sınıflandırması (dil aileleri) kapsamına dahil etmek… Oldukça cesurca diyebiliriz ilk genetik sınıflandırmaların dini, ırkçı ve sonra gelen sınıflandırmaların politik ve önyargı çıkarlarlarıyla temellendirildiğini düşündüğümüzde. Atkinson bunu çalışmasında doğrudan belirtmiyor. Çalışmanın özet kısmından bir alıntı yapacak olursak;

“This result, which is not explained by more recent demographic history, local language diversity, or statistical non-independence within language families…”

Atkinson bulgularını, nüfus dağılımının tarihsel süreçlerinden, yerel dil değişkelerinde ve dil ailelerinin kendi içlerinde bulundurdukları bağımsız yapılardan farklı olarak ele alınması gerektiğini, ve devam eden tümcede de insanların evrim sürecine girdiği Afrika ile dillerin merkezi arasındaki bağlantıyı kurduğunu belirtiyor. Böyle bir çalışmanın yazarının dil aileleri sınıflandırmasından ya da bir dil ailesi içerisinde bulunan dillerin yeniden yapılandırma ((internal) reconstruction) sürecinden uzak durması, ya da çalışma bulgularını bu etkileşimden uzak tutup biyolojik sürece yaklaştırması anlaşımaz geldi bana. Yani ortada bir çalışma var, bu çalışma dillerin sınıflandırılmasını epeyce yakından ilgilendiriyor fakat özellikle belirtilen bir tutum ile bulgular biyolojik açıklamalar ile bağdaştırılıyor. Aslında bunu araştırıcının araştırmalarını yaptığı alana birincil amaçlı yönelmiş olması olarak sebeplendirebiliriz.

Atkinson’ın çalışmada ele aldığı dil parçaları, sözceler ya da sözcükler arasında anlam farklılıklarını oluşturan sesbirimler. Alanda yapılan önceki çalışmalarla (Kurucu Etkisi temelli) yakından ilişkili olarak bu sesbirimlerin toplulukların büyüklükleri ile bağlantılı olduğu belirtiliyor. Küçük toplulukların büyük topluluklara oranla daha az sesbirime sahip olması şeklinde de Atkinson bunu örnekliyor. Bunu da en gelen bir şekilde belirmek gerekirse, Afrika’nın güneyinde yer alan küçük bir topluluktan ayrılıp düzenli/düzensiz aralıklarla farklı yerleşimler oluşturan topluluklar, uzaklaşmaları ile yakından ilişkili olarak dillerindeki özellikleri kaybederler. Tekrarlamak gerekirse bu özellik bu çalışmada sesbirimler. Burada akla ilk gelen soru da dildeki diğer özelliklerin durumunun ne olduğu bu Ardıl Kurucu Etkisi dahilinde.

Atkinson’ın Ardıl Kurucu Etkisi’ni çalışmasında model oluşturmasındaki en büyük yollardan biri, bu etkinin kültürel yineleme/tekrar çalışmalarında model olarak kullanılıyor olması (örn: [1]insanların kullandıkları maddelerin belirli bir merkezden uzaklaştıkça değişkenliklerinde görülen azalmalar, [2] tarımın Mezopotamya kaynaklı olması görüşüyle gelen tarım araçlarının bu bölgeden uzaklaştıkça değişiklik göstermesi gibi). Bu yüzden de genetik kökeni sorgulamak için güçlü bir model oluşturan Kurucu Etkisi, dilin kaynağını sorgulama açısından da öne çıkarılıyor.

Dilsel yapının sesbirim olarak alındığını belirtmiştim. Bu açıdan da veriyi oluşturan ögeler sesli, sessizler ve titrem. Bu birimler de Haspelmath, Dryer ve Comrie’nin derlediği World Atlas of Language Structures’dan (WALS) alınmış. Sesli, sessiz ve titremin topluluklarla bağlantısına ait olan envanter de Hay ve Bauer’in (2007) Phoneme inventory size and population size adlı makalesindeki bulgularla güçlendirilmiş.

Yukarıda Şekil 1’de verilen haritada envantere dahil edilen 504 dilin WALS veritabanındaki işlenmiş görüntüsü var. Bu veritabanındaki dillerin nerede gruplandığını görmek açısından ilginç bir harita. Şekil 2 ise sesbirimsel çeşitliliğin bölgesel farklılıklarını gösteriyor. Buna göre en büyük sesbirim envanteri Afrika’dayken en küçük sesbirim envanteri Güney Amerika ve Okyanusya olarak veriliyor. Şekil 2’deki verileri Şekil 1 ile bağdaşmış bir biçimde yorumlarsak, karaları birbirinden uzaklaşmamış halde bulunan bir dünyada dillerin (haritadaki kırmızı noktalar) hangi bölgede toplandığını görebiliyoruz. Bununla ilgili olarak da Atkinson, elde ettiği bulguların coğrafi hareketlilik gereği gelen nüfus yoğunluğu ile bu haritanın doğru bir orantıya sahip olduğunu vurgulamış.

Yukarıda bahsettiğim bu ana bulguları da herhangi bir sorun yaşanmaması bakımından dayanıklılıklarını ölçmek için (iki ana bulguyu ([1] dillerin dağılımı, [2] farklılık gösteren (dereceli) sesbirimler ve yayılmaya göre gösterdiği değişkenlik) ilişkisini derecelendirmek amacıyla) Mantel testi ile denemiş.  Bu denemenin ardından elde ettiği sonuçlar Atkinson’ın genel bulguları ile uyumlu olarak sonuç vermiş. Bunun hemen ardında da en uygun model olarak gösterilen yerin Afrika’nın güneyi (Sahara altı) olarak bulmuş.

Güney Amerika’daki yoğunluğu da bir olasılık olarak ele almış, düynadaki dillerin ikincil kaynağı (ikincil kaynakla (secon origin) tam ilgisi olmasa da çok az ilgili (hatta hiç) olarak böyle bir şey de var olacakmış yakında.) olarak. Afrika’daki dilin, Amerika’nın çok erken kolonileştirilmesi zamanında insanların Afrika’dan göç ederken yanlarına aldığı varsayımını taşımakta. Kaynağın Afrika olduğu istatistik verisi (ruzaklık1 = –0.447, P < 0.001) iken ikincil kaynakta (varsayılan) bu (ruzaklık2 = –0.065, P = 0.192) olarak veriliyor. Birinci istatistiksel bulgu daha yakın ve anlamlı.

Atkinson son olarak nüfusa dair oluşumların dillerin yayılması sürecine hakim olma durumundan bahsetmiş. Bunlardan biri temas (contact). Komşu toplulukların birbirileri ile olan ilişkileri sonucunda benzer sesbirimlerin ve farklılık düzeylerinin birbirilerine geçtiği/taşındığı/aktarıldığı olasılığını varsayıyor. Hatta bunu da önceden yapılmış bir çalışmaya gönderimde bulunarak vurguluyor. Atkinson çalışmayı sonlandırırken sesbirimsel çeşitliliği (%19) mitokondrial DNA ile (%18) kıyaslıyor. Burada da dilin, kültürel evrim örneği olarak alınabileceği gibi, kültürel Kurucu Etkinin dünyanın kolonileştirilmesinde bir etken olduğunu belirtmiş.

Çalışmanın genel bulguları bu şekilde. Yukarıda bir soru belirtmiştim. Çalışmada alınan dil yapısı parçası sesbirimler. Dildeki diğer birimlerin dahil edilmesi durumda (sesbilgisine ait farklı parçalar bile olabilir bu) sonucun ne olacağı bir soru olarak kaldı. Makaleyi okuduktan sonra ilk düşündüğüm şey Mark Liberman‘ın bu makale hakkında bir şey yazmış olma ihtimaliydi. LanguageLog‘u açtım. Atkinson’ın makalesi Science Mag.’de yayımlandıktan bir gün sonra Mark Liberman yazısını blogunda yazmış. Şaşırmadım. Onu da okudum. Aklıma gelen sorunun yanıtını vermekten ziyade, daha genişletilmiş bir şekilde Atkinson’ın çalışmasını sorgulamış Liberman. Doğal olarak bu çalışmaya getirilen dilbilim yaklaşımını görebiliriz bu açıklamalarda. Farklı dil parçalarının bu çalışmadaki olası etkilerinden ziyade sesli ya da sessiz olarak alınan dil parçacıklarının ne gibi özelliklere sahip olduğunu sormuş Liberman. Uzunca bir şekilde de açıklamasını yapmış.

Mark Liberman’ın görüşlerini belirtmeye geçmeden önce blog yazısına girişini alıntılayım;

“This paper’s premises are intriguing, if far from obvious, and its results are pretty compelling.”

Sanırım bu girişten Liberman’ın çalışmayı tartışmaya nasıl açacağını anlayabiliriz. Liberman yukarıdaki belirtmeyi sesbirimsel farklılığın nasıl ya da neye göre alındığı sorusuyla başlatıyor. Belirli dil parçalarına ait özelliklere aşırı yüklenildiğini, örneğin seslem yapısının gözardı edildiğini ve bunun sonucunda da çok az birime ait özelliklerin genellenerek dilin hayatta kalan/süren birimlerinin bunlar olarak gösterildiğini vurguluyor.

Liberman’ın güçlü önerisi şu;
Atkinson çalışmasında, sesli, sessiz ve titremleri aldığını belirtmişti. Atkinson’dan alıntılayarak Liberman da bunu irdeliyor. Atkinson;

“The relationship also holds for vowel (r = –0.394, P < 0.001), consonant (r = –0.260, P < 0.001), and tone diversity (r = –0.391, P < 0.001) separately.”

Liberman, Atkinson’ın her bir sesbirimi (sesli, sessiz ve titrem) ve bunların çeşitliliğini ölçeğine eşit miktarda kattığını belirtiyor. Hemen ardından da bu birimlerin her bir durumda farklılık gösterebileceğini vurguluyor. Yani tek bir titrem kaybının “Toplam Sesbirim Değişkenliği”ni (Total Phoneme Diversity) 10 sessizin atılması ile benzer oranda değiştirebileceğini öne sürüyor. Aslında böyle bir durumu düşündüğümüzde Atkinson’ın veri olarak aldığı sesbirimlerdeki hatanın gözle görülemez boyutta olmadığı oldukça açık.

Daha sonra Liberman, Atkinson’ın Toplam Sesbirim Değişkenliğini nasıl hesapladığına değiniyor. Verilerin WALS’tan alındığını yukarıda belirtmiştim. WALS’ta içerilen titrem envanterleri (tone inventory); titremsiz (no tones), basit titrem sistemleri (simple tone systems) ve karmaşık titrem sistemleri (complex tone systems) olarak veriliyor. Atkinson da bunu normalleştirmeye (normalization) tutmuş. Bunların normalleştirme sonrası değerini de Total Normalized Phoneme Diversity (Toplam normalleştirilmiş sesbirim değişkenliği gibi)şeklinde vermiş. Atkinson’ın belirlediği değerler sırasıyla şunlar;

-0.769, 0.547 ve 1.862

Liberman buradaki istatistiksel veriyi sırasıyla;

No tones (307 languages) diversity = -0.769
Simple tone system (132 languages) diversity = 0.547
Complex tone system (88 languages) diversity = 1.862

şekilde veriyor. Yani Atkinson’ın çalışmada oluşturduğu ve büyük bölümü bunun üzerine yönlendirdiği istatistiksel veriyi yanlış buluyor.

Liberman tarafından getirilen bir diğer farklı düşünce ise bölgeden bölgeye değişen bazı özelliklerdir ki bu Liberman’a göre geri kalan ya da yok olan özelliklerden ziyade yenilenen özelliklerdir, bunlar Atkinson’ın sonuçlarını ölçüm dışı bırakmıştır. Bununla ilgili olarak da Liberman’ın yinelediği istatistiksel incelemeler Atkinson’ın değerlerinden Afrika, G.Amerika ve Avrupa’daki diller için oluşturulan Normalleştirilmiş Titrem Değişkenliği değerleri bir buçuk değerinde standart sapma göstermiş. Bu da Liberman’ın deyişiyle tek bir sesbirim değişikliği ile olacak bir sonuç değil.

Liberman bunlara benzer birçok tartışma getiriyor Atkinson’ın çalışmasına. Yine, Atkinson’ın çalışmasında veriyi oluşturmak için kullanılan sesli, sessiz ve titremlere ek olarak Liberman, uzun seslileri, iki seslileri (diphthong), tek seslileri (monophthong), genizsil (nasal) ve ağızsıl (oral) seslileri alınca değişikliğe yol açabilecek farklılıkların oluşabileceğini belirtiyor. Bunun yanında Liberman, Hay ve Bauer’in (2007) makalesinin de sonuç, veri grubu ve inceleme şekli bakımında şüpheli olduğunu belirtiyor.

Liberman’ın vurguladığı noktalar Atkinson’ın çalışmasının eksiklikleri. Hatta bu eksikler çalışma sonucuna doğrudan etki yapmakta. Liberman’dan beklediğim bir şeydi bu fakat makalenin Science’da yayımlanışının 1 gün ardından işi gücü bırakıp LanguageLog’da uzunca bir yazıyla tüm nedenleri belirtip, açık kapıları örtüp böyle bir açıklama yapması, müthiş. Yukarıda verdiğim LanguageLog bağlantısına gidip sadece Liberman’ın yazısını değil, o yazının altındaki yorumları da okumalısınız. Oradaki yorumlardan biri, tezimle ilgili kuramsal açıdan bir sorun ya da anlaşılmayan bir kavram olduğunda görüşünü aldığım Ryan Denzer-King’e [1] [2] ait. O da “diversity” (değişkenlik) kavramı hakkında sorusunu yöneltmiş. Yani bir A dilinde 7 sesli  ve bu dilde 7 farklı sesletim yeri (place of articulation) varsa, bu dil 7 farklı sesliye ve 3 farklı sesletim yerine sahip olan bir dilden daha fazla değişkenlik gösterir.

Biraz uzun oldu yazı. Özet geçmek isterdim ama TV/gazete/internet haberlerinde sorgusuz sualsiz bu çalışmayı gördüğümde, ve üstelik verinin tam olarak tanıtılmadığı bir sunumda karşıma çıktığında açıklama yapılması gerekli diye düşündüm. En azından haber sunuşunda kesinlik belirtilmemesi daha iyi olurdu.

No tones (307 languages) diversity = -0.769
Simple tone system (132 languages) diversity = 0.547
Complex tone system (88 languages) diversity = 1.862

1 Yorum + Yorum ekle

  • yazını okudum. yorucuydu. biraz daha basitleştirseydin iyi olacakmış. unutma siteni sadece dilbilimciler takip etmiyor.(yorum değil de bir serzeniş oldu galiba)

Yorum yap

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>