• RSS ile takip et

Yaşamın vardiyası değişirken ‘fabrıga’nın fırınları

Şub 25, 2016 by     Henüz yorum yapılmadı    Bu kategorinin altına gönderildi:: Genel

“İnsanoğlunun doğaya en ağır şekilde hükmettiği uzun soluklu yaşayan organizma…

Dağı taşı yontarak çıkardıklarınızla beslenen fırın, çalışma hacmine göre değerlendirilir… En büyükleri günde 20-25 ton ham demir üretir… Fırın içine yüksek basınçlı sıcak hava üflenir… Üflenen hava miktarı fırın içinde bulunan ham maddeyi ve tepkime halindeki malzemenin tümünü havada tutar…

Kısaca her gördüğümde nutkumun tutulmasına ve işimi daha çok sevmeme neden olan bir mühendislik harikasıdır…” Ekşisözlük yazarı: zack

Aslında bu yazının büyük bölümünü Aralık 2015’te yazmıştım, dün 15mayıs94 için bir bilgiyi doğrulamak amacıyla araştırma yaptığım sırada 15 Aralık 1962 tarihli Milliyet Gazetesi haberine rastladım, bir anda yazıyı hatırladım.

Kasım 2015 başında şöyle bir haber görmüştüm. Hatta bu haberle ilgili şöyle de bir köşe yazısı var. Konumuz: Yüksek fırın. Bağlantıyı verdiğim haberde ise 3 Nisan 1937’de temelinin atılmasıyla yapımına başlanan ve 9 Eylül 1939’da ateşlenerek hemen ertesi gün ilk demirin elde edildiği Karabük Demir Çelik Fabrikalarının yüksek fırınlarından biri olan Fatma adlı yüksek fırının taşıyıcı ayaklarından üç tanesinin Kardemir’de sergilenmeye başlandığı belirtiliyor.

Evet, fırının adı Fatma… Karabük’te bunlardan iki tane daha var, birinin adı Zeynep, diğerinin ise Ülkü. Ereğli’deki yüksek fırınların adları Ayşe ve Zübeyde… İskenderun Demir Çelik Fabrikalarında ise Cemile, Ayfer, Gönül ve Dilek var. Türkiye’de 9 kişiler diyelim. Gördüğümüz gibi hepsi kadın adı. Yüksek fırınlara kadın adlarının verilmesi dünyada bir gelenek olarak biliniyor. Yazıdaki birincil amacım yüksek fırınlara kadın adı verilmesi geleneği üzerine birkaç şey söylemek iken dün karşılaştığım gazete haberiyle olay biraz ‘Fatma’ adlı yüksek fırın üzerine yoğunlaştı. O zaman konu: Yüksek fırınlar, yüksek fırınlara verilen kadın adları ve Karabük Demir-Çelik Fabrikası’ndaki ‘Fatma’ adlı yüksek fırın.

Önce yüksek fırının ne olduğuna bakalım: Yüksek fırın, demir cevheri (demir çıkarılabilen tüm kaya ve taş parçaları) başta olmak üzere metal cevherlerini işlemekte kullanılan, dikey konumlandırılan, metal içeriğini yüksek sıcaklıkta indirgeme tepkimesi yardımıyla cevherin geri kalanında ayırma işlevine sahip olan fırınlar olarak biliniyor.

yuksek-fırın2622016

Yukarıdaki şekilden de takip edebileceğimiz gibi; bir yüksek fırına tavan bölümünden cevher ve yakıt ekleniyor, alt bölümden ise hava üfleniyor. Bu işlemler sayesinde ise fırında maden cevheri yukarıdan aşağıya doğru hareket ediyor, bu sırada kimyasal tepkimeler gerçekleşiyor. Ürün ise fırının alt kısmında eriyik halde bulunan metal ve cüruf ile üst bölümden salınan baca gazı oluyor (Meraklısı için şurada geleneksel bir yüksek fırın animasyonu bulunmakta). Bir demir-çelik fabrikasında grev olduğunda fırınlar belirli bir programa göre duruşa geçiriliyor. Uygun harman (kok+cevher) verilerek duruşa alındığında uzun süreli duruşlar hariç fırınlarda problem olmuyor. Misal, bir yüksek fırın uzun süreler çalışmayacaksa içerisi tamamen kok kömürü ile doldurularak bırakılıyor. Bu kömür fırın içinde bu süre boyunca yanıyor ve içerisi sıcak kalmış oluyor.

Yüksek fırınlara kadın adlarının verilmesinde temel nedeninin üretkenlik olduğu söylenir. Fırınların isim anneleri ise fabrikada çalışan işçilerin ya da patronların yakınları olmuş. Yukarıda bağlantısını verdiğim haber içeriğine göz atmışsanız benzer bilgiyi görmüş olabilirsiniz. Aşağıda 22 Haziran 2004 tarihli Pittsburgh Post Gazetesi’nden bir alıntı var. Durum yine benzer. 1899’da Pittsburgh’ta yapılan ocaklara Amerikan demir-çelik baronu Benjamin Franklin Jones’ın kızının adı olan ‘Eliza’ verilmiş. Daha sonra bu ocaklardan birine ise fabrika yöneticilerinden birinin kızı ‘Ann’in adı verilmiş.

Pittsburgh Post-Gazette - Jun 22, 2004
 

Fırın adlarıyla ilgili internet üzerinden araştırma yaparken pek çok içeriğe rastladım. Hemen aşağıda bağlantılarını numaralandırdığım içeriklerde ABD’deki tüm fırınlara fabrika patronlarının kızlarının adlarının verildiğini görebilirsiniz [1], [2], [3] ve [4].

Karabük Demir-Çelik Fabrikası’ndaki yüksek fırın adlarının Fatma, Zeynep ve Ülkü olduğunu yukarıda belirtmiştim. Yukarıda bıraktığım yerden konuyu Karabük’teki ocak adlarına çevireyim. Sosyolog Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu Beledi Hizmetler ve Amme İdaresi Bakımından Karabük (1960-61) kitabında aşağıdaki dipnotları veriyor:

alıntılar

Fındıkoğlu dipnotta çevrede ilk rastlanılan bir kadının adının verildiğini belirtmiş ve isim verme geleneğinin ağır sanayiye ait olup olmadığını sorgulamış. Fındıkoğlu’nun ‘kurulmuş’ bir şehri araştırmak amacıyla 1960larda Karabük’te geçirdiği zamana dair şöyle bir çalışması da mevcut.

Bir zamanlar dizi olarak da yayınlanan ‘Sıdıka’ karakteri ile anımsayacağımız yazar Atilla Atalay’ın ‘Fabrıga’ adlı kısa öyküsünde durum aşağıdaki gibi geçiyor. Öyküde kurgusal olarak yazarın ‘Ayşe’ olarak adlandırdığı ocağın adı bu yazıda bahsi geçen ‘Fatma’. Atilla Atalay öyküde henüz şehirleşmemiş bir yerleşim alanının ‘fabrıga’ ile tanışmasını o sıralarda dünyada olmayan bir çocuğun gözünden artzamanlı anlatır.

fabriga1

fabriga2

Yazının başında da belirtmiştim. İki yıl önce işe koyulduğumuz 15mayıs94 belgeseli için elde var olan bir bilgiyi doğrulamaya çalıştığım sırada 15 Aralık 1962 tarihli Milliyet’te ‘Fatma’ ile ilgili ilginç bir haber buldum. Demir-Çelik’in üçüncü yüksek fırını olan Ülkü’nün açılışına dair ‘3. fırını hangi genç kız ateşleyecek’ başlıklı haberde ilk fırını ateşleyen Fatma’nın 1962’de öldüğü, ikinci fırını ateşleyen Zeynep’in de Avrupa’da eğitim gördüğünden bahsediliyor. Haberde, Türkiye’deki ilk yüksek fırının 1939’da Çerçiler Köyü’nden Fatma tarafından ateşlendiği ve bu teklifin işçiler tarafından “yeni yapılan evlerdeki ocakların genç kızlara yaktırılması” gerekçesiyle getirildiği belirtilmiş. Hatta Fatma’ya fabrika kantininden elbiselik basma ve bir de Reşat altını verilmiş. Sonraki yıllarda ‘Fatma’ fırını yenileme geçirdikten sonra bu kez onu Fatma’nın kızı Müyesser ateşlemiş.

15ara-mill

15-aralık-1962-ocak-atesleme-02

Yine, habere göre bereketiyle gelen ilk fırının ardından ikinci yüksek fırının (Zeynep) işleme sokulma planları yapıldığı dönemlerde fabrikadan bir heyet Fatma’nın yaşadığı köye gider, niyetleri Fatma’nın kızına ikinci fırını ateşleme görevini vermek. Fakat köye gidenler ne Fatma’yı ne de kızını bulabilirler. İkinci fırının çalıştırılması günü geldiğinde ise yüksek fırın şefinin kızı Zeynep’in ateşlemeyi yapması teklif edilir. Zeynep tam ateşlemeyi yaparken de içeriye Fatma ile kızı Müyesser girer fakat ateşleme işini Zeynep çoktan yapmıştır.

Üçüncü fırının çalıştırılmasını haberleştirmek için yayınlanan yazı şöyle bitiyor: “Şimdi birçok kimse merak içinde, kendi kendine veya yakınlarına soruyor. Üçüncü fırının ateşleyicisi kim olacak?”


 

ulku-yf-ocak

Fotoğraf: Üçüncü ocak: Ülkü | Tesadüf: Bu fotoğrafı yazının sonundaki Milliyet Gazetesi haberiyle karşılaşmamın nedeni olan 15mayıs94’ün fabrika çekimleri sırasında iki yıl önce Demir-Çelik’te çekmiştim.

fatma-zeynep-yf-ocak

Fotoğraf: Birinci ve ikinci ocak: Fatma ve Zeynep fotoğrafları | Bunlar Milliyet foto muhabiri Gündüz Besler’in objektifinden. İki yıl önce bir anda karşıma çıkmıştı bir internet sitesinde. Görmemle satın almam bir oldu.

Yorum yap

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>