• RSS ile takip et

İlkokul beş zihniyetli amatör süpürgeciler

Ağu 26, 2011 by     2 Yorum    Bu kategorinin altına gönderildi:: futbol

Şuraya şu ana kadar futbolla ilgili bir şey yazmamak için epeyce direndim ama az önce düştü bu direncim, tek seferliğine (bundan eminim). Her insanın bir patlama noktası varsa bilin ki aşağıdakiler benim futbol hakkında patlama noktalarımı oluşturacak cinsten. Evet, ortada o kadar futbol blogu var, yazarları dilediklerini yazıyor iyi, kötü, ilkokul ya da yetişkin zihniyeti çerçevesinde. İşte şu yazı da bu cinsten. Etiketi de “futbol”. Okumadan önce ölümcül bir uyarı: İlkokul beş zihniyetine sahip amatör süpürgecilerin okuması sakıncalıdır, olası bir durumda süpürdüklerinizin tozunu yutabilirsiniz.

Yazıda sırasıyla (i) futbol hakkında hissettiklerimden ve (ii) hissedeceklerimden bahsedeceğim. Tamamıyla öznelim, haliyle yazdıklarım beni bağlar. Bu yazıda sıkılacak, dert edecek, dürtecek ya da okşayacak bir şeyinizin olmadığından emin olabilirsiniz. Eğer varsa ne âlâ. Aşağıdakiler iki takım destekleyen tipik bir insanın düşüncelerini görme bakımından fikir verici olabilir. Tabi olmayabilir de. O da size bağlı.

(i)

(i) a.

Futbolun iki türlüsünden keyif aldım sürekli. Biri göz önünde bulunmayanıydı, diğeri ise göz önünde bulunanı. Göz önünde bulunmayanını yani renkleri kırmızı ve mavi olanını çıplak gözle izledim imkanım olduğu sürece. Ona bir bakıma yakın oldum bu yüzden, sevincini de üzüntüsünü de anında yaşadım. Küçük bir sevincin insanın içine sığmayacak mutluluğu patlama noktasına getirmesi hep bu küçük olanı sayesinde oldu. Ruhsal bir faydalanma değil bu, emin olun. Elinizi kolunuzu titretir, bir gol sonrası size bırakın günlük ya da ömürlük sıkıntınızı, kendinizi bile unutturur. Bir 15 Mayıs 1994 günü 90. dakikada yediği golle futbol tarihinin en dramatik küme düşüşünü bu takımla yaşadım. Maçın ardından çıkan olaylar sırasında koluma gelen taşın hesabını sormayı beş yıl kadar bana bekleten takımdı bu. İlkokul aklıyla. Her ne olduysa sonra bu çocukça direnci bir şekilde kırdım, unuttum şiddete meyilli olanını. Daha mülayim bir sevgi oluşturdu bu takım sonrasında bana. Nasıl olsa küçük bir takım… Haksızlık olsa hakkını büyük bir şekilde arayamazsın, normaldir çünkü küçük takımsın. Ne bileyim, bir maçta adamın birinin tele tırmanması ve hemen arkasından polisin bu adamı saha içerisine çekmesi sonucunda “taraftarın sahaya girmesi” nedeniyle üç maç seyircisiz ceza alan takımı destekledim. Bunun da hakkını aramazdı benim küçük takımım zaten. İşte bu gibi benzer durumlarda çıplak gözle izleyemediğim takımı üç maçlık izleyememe derdine düşerdim. Anlayacağınız küçük ölçekli olana sevgim nedenlere dayalı ve oluşan her bir neden insanda somut izler bırakıyor. Bu nedenlerle olsa gerek daha bir istek oluşuyor içinizde bu takımı desteklemeniz için.

Yıllarca şehrin sosyo-kültürel yapısını değiştirmek için çabalayanların takımı ayrıca desteklediğim bu takım. Bir işçi takımı. Ama işçinin üzerinde etki kurmaya çalışan patronların anlaştıkları sendikanın takımı ayrıca. Reklamını futbol takımı üzerinden yapanların takımı. Mağdur olan işçilerin mağduriyetlerini bu takımın maçlarına gitmeyerek, yani küserek desteklediği takım. O nedenledir ki bu takımı bir “canlı” olarak hissettiğim ilk anlara denk gelir bunlar. Daha bir desteklemeye başladım o an. İnsanların uzaktan hissettiği takımı yakından hissetme çabalarıma devam ettim aynı nedenle.

O şehirde olduğum süre içerisinde bir maçını bile kaçırmamak için uğraştığım takım bir gün uzun bir aradan sonra tekrar Süper Lig’e çıkar. Ben de bir deplasman maçı öncesi tanıştığım arkadaşlarımla birlikte deplasman yollarına düşerim. İç saha maçlarında taraftar sıkıntısı olmayan takımın bu ihtiyacını üç kişilik gidermek için uğraştım bu yüzden bir yıl boyunca. Burada aldığım keyif bambaşka. İç saha maçlarını izlediğim takım dışarıda da bambaşka, sanki ona dokunuyor gibi oluyorsunuz.

(i) b.

Diğeri ise olaya taraftar ve elindeki güç olarak baktığınızda daha büyük olanı. Babamın doğan kardeşine Cemil adı verdiği, bir diğer kardeşinin de doğan çocuğuna Rıdvan adı verdiği takım bu, yani dünyayı sarı lacivert olarak gördüğüm takım. Neden bu takımı desteklemeye başladım? Bilemiyorum. Hayatta sorgulamadığım tek şey. Belki de sorgulayamadığım. Bilmem. Radyodan maçları dinlerken desteklediğim şehir takımının skorlarının verildiği ama sarı-lacivert takımımın maçlarını dinlediğim anlar… Çocukluk boyunca çizgi filmler haricinde (ki izledim dediğim bir çizgi filmim yok) hayal gücünü geliştiren şeylerin başında.

Zaman geçtikçe dünyayı daha bir sarı-lacivert görmeye başladığım takım… Sorgulamadığım ardından… Kazandığı bir maçın ardından yendiği takımı destekleyen arkadaşıma kalbini kırmamak ya da moralini bozmamak amacıyla bir kez de olsa “geçmiş olsun” demediğim ama o arkadaşımın “tebrik ederim” sözünün ardından yüzüne bakamadan “eyvallah” dediğim takım bu. İlkokul çağıdaki “rekabet”e dayalı (ya da dayatımlı) çocukluk anlarında sarı-lacivert takımımın rekabetini istemediğim, sadece sevdiğim takım.

Yıllar geçtikçe büyüyüp bazı şeyleri fark ettiğim takım bu. Mesela dünyayı sarı-lacivert gördüğümü, ya da nasıl sarı-lacivert gördüğümü fark ettim. İlkokul beş zihniyetini çoktan geçtiğim ama çevremde dünyanın sarı-lacivert olduğunu idrak edemeyen ilkokul beş zihniyetli arkadaşlarımı fark ettiğim anlar. Oysa ki o arkadaşlarımın desteklediği Galatasaray’ın UEFA finalindeki penaltıları heyecandan izleyemeyen bendim. Yan odadan gelen gol seslerine sevinmiştim. Barcelona maçında Pascal’ın golüne önce golü gördükten sonra, sonra da çizgiyi geçen topu ilk bakışta göremeyen hakemin gol kararı vermesinden sonra sevinmiştim. Bir Deportivo maçında Bebeto’nun vurduğu volenin Viktor’un korudu kalenin kıl payı üzerinden gittiği anda sevinen de bendim. Tabi Boliç’in golüne de. Ona zaten sevindim, bir başka hem de. Ama onlar sevinmemişti. Futbolun faşist yanını onlarda tattım. Beter olsuncuları gördüm bir bakıma. Anladım dünyayı sarı-lacivert görmenin ne demek olduğunu. Meğerse benim dünyayı sarı-lacivert görmem bir piçlikmiş. Çirkeflikmiş. Geçtim hakemlerin kararlarını satın almayı, o hakemleri de satın almakmış. Hatta benim takımımın hakemleri satın aldığını söyleyen ilkokul beş zihniyetli amatör süpürgecileri bile satın almakmış. Piçlik değil mi, söyleriz başkana bedeliniz neyse verir. Kötüyüz la biz!

(ii)

(ii) a.

Aynısı… Aynısı. Evet, yukarıda (i) a.’da yazdıklarımı an be an hissetmeye devam ediyorum çünkü kirletilmeye çalışılan kırmızı-mavi takımımın saflığına, onun canlılığına hâlâ inanıyorum. Ne de olsa küçük takım, temizliği de kolay olur, takip edilmesi de. Ama mutluluğu her daim büyük.

(ii) b.

İlkokul beş zihniyetlilerin varlığını çevresinde hâlen hissettiğim sarı-lacivert takımım. Hatta bu çevresinde bulunanların kendileri gibi ilkokul beş zihniyetli amatör süpürgecileri buldukları takımım. Önlerine bıraktıkları takımımın tozlarını süpürttükleri insanları sarı-lacivert takımımın çevresinde görüyorum bu günlerde. İyi malzeme değil mi? Mutlusunuz? Hea? Adaletsizliğin keyfine varıyorsunuz? Endüstriyel futbola karşı durduğunuzu her fırsatta belirten yazar grubuna sahipsiniz ama o yazarlarınıın birçoğu bahis şirketleri için yorumlar yapıyor? Hea? Gündem oluşturuyor? Akılları sıra emek veriyorlar, emek verenleri de sonucu belli olmayan bir zırvalık uğruna yargılıyor, hea? Alın terinizle evinize kaçak ekmek götürüyorsunuz, hea? Eğer bu ilkokul beş seviyesindeki zihniniz buraya kadar okumaya elverdiyse bu “hea”ları yazmamın sebebi gırtlağınızı size kendi kendinize temizletme isteğimdendir. Yoksa başkasının bilmemnesiyle işlerinizi yaptığınızı sandığınızı ben de biliyorum, emin olun. Onlar kadar futbol faşisti olmadan ama bundan sonra süpürgeci takımların varlığını nötr olarak kabul ederek destekleyeceğim bu sarı-lacivert takımımı. İlkokul beş zihniyetine sahip ya da oradan kurtulma çabasında olanlar, aynaya buyurun;

– Bizim neden şampiyonluğumuz yok,

– Bize “kümede kalın” diye bağırdınız, bakın sizin durumunuz ne şimdi,

– Büyük lokma yemeyeceksin,

– Ateş olmayan yerden duman çıkmaz (bilimsellik açısından çok tehlikeli bir yaklaşım, tabi hayatta da. Bir şeyin varlığını görmeden nasıl bu kadar emin olabilirsin? Ona dokun önce, hisset, hea?)

Fenev (türevlerini üretmek ilkokul beş zihniyetine sahip olanların kapasitesi ile ilgili)

– Yüklennnnn #anıraanırabankasyaya

– Yazıyor la işte gazetede, görüntüler var.

– Hacı varsa şike düşsün, ama düşsün yaeae.

– Lugano çok çirkef ya, kendi takımımda olsun istemem (bir şey var ama…)

– Hacı Fener’e çok kötü oldu ya.

– Biz diyorduk zaten bir an önce karar verilmesi gerektiğini, Türk futbolu zarar görecek, çok kötü olacak.

– Neee, MAA ile Fener ters düşmüş, zuhaaaa (zuhaaa yerine “: )” de koyabilirsiniz, tecrübeyle sabittir.)

– Fener kart ne be? Dilencilik mi yapıyorsunuz? (Ee şimdi tuğla mı satalım, koltuk? Kıçımız düzleşir.)

Uzatmanın manası yok. Nasıl olsa davul sizde. Vur gitsin ritimsizce.

Zaten ben bir şey demedim ki. Adil yargılanmadan hiç bahsetmedim, siz keyifle izlediniz. Hayatımda sızdırılmış bir profil fotoğrafı ya da birbiri ardına kesilmiş gözaltı ve silah videosu da görmedim, siz izlediniz. Ben mesela federasyon-medya ikilisi arasında kalarak hiç ötekileşmedim, siz o federasyonu söve söve takdir ettiniz, medyayı da alkışlarayarak izlediniz, görmedim diyorum ya! Hayatım boyunca sipariş usulu çıkan karar görmedim, siz gördünüz mü? Ama kesin duymuşsunuzdur, görmeniz mümkün mü? “Ya bizim orada bir çocuk vardıığ, böyleğ böyleğ yapıyordu” diyen ilkokul beş zihniyetli süpürgeciler. Süpürün hadi. Önünüzdeki tozları karanlık bir deniz kıyısına kadar süpürün. Üzerinde bulunduğunuz kara parçasını tüketeceksiniz.

Bir gün o fener yanar, gözleriniz kamaşır. Dünkü gibi.

2 Yorum + Yorum ekle

  • Bravo Emre, güzel yazı.

  • en sonunda ağlıyorum…
    ama günlerin doluluğu bir düğüm hala boğazımda….
    yutkunamıyorum, nefes alamıyorum, acı çekiyorum….
    çoğul bir acının benim payıma düşeni….
    küfrediyorum….

Yorum yap

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>