• RSS ile takip et

Sen çekil kenara, biz keyfimize bakalım

Ara 27, 2011 by     3 Yorum    Bu kategorinin altına gönderildi:: Genel

anglo turkish comptoir aggreement london september 29 1936

Yukarıdaki fotoğraf 29 Ekim 1936’da Londra’da çekilmiş. Peki masanın etrafındaki bu insanlar ne yapıyorlardı? Neden oradalar? Öncelikle neyi yapmadıklarını yazayım, sonra ne yaptıklarını…

Masanın etrafındaki bu insanlar taşıtların elektrik-dizel yakıtlara geçmeye başladığı şu günlerde 200 milyon doları nafile bir şekilde Karadeniz’de petrol aramaya harcama planı yapmıyorlardı. Doğal olarak da “petrol bulamadık, geri dönüyoruz” gibi bir açıklama da yapmadılar. Masanın etrafındaki bu insanlar dünyanın yenilenebilir enerjide kaynak aradığı ve ABD’nin petrolden umudunu keserek Irak’tan çıktığı bir dönemde yine petrol arama derdine milyon dolarları harcama planı da yapmadılar.

Peki ne yaptılar?

Türkiye’nin ilk ağır sanayisini kurma planı yapıyorlardı. Sadece bu. Aslında yapılan tüm planların ve zemin etütlerinin son aşamasında bulunuyorlardı. Bir imza atıldı ve maden havzasına ve sahile yakın, demiryolu ağı üzerinde ve stratejik açıdan korunmalı bir alana, 13 haneli bir köye dev bir fabrika kurma kararını verdiler. Bir 10 Kasım 1936sı’nda ise sadece 2.5 milyon sterlin karşılığında tüm bunları başlattılar. Sonrası ise 3 Nisan 1937. Yazı hala bir işaret vermemişse “3 Nisan 1937 günü endüstrileşme tarihimizde bir dönüm noktasıdır” şeklinde başlayan buradaki videoyu izleyebilirsiniz. 3 Nisan’dan bugüne kadar uzanan zamanda ise yukarıdaki fotoğrafta bulunanların planladığı süreçler gerçekleşti, karayolu köprüleri, demiryolları, demiryolu köprüleri, çimento fabrikaları, Erdemir, İsdemir, Divriği Demir-Çelik Fabrikası, alüminyum fabrikaları… Hepsi birer birer dikildi bu topraklara.

Yukarıdaki fotoğrafta dönemin devlet yetkilileri ve Sümerbank ve H.A. Brassert şirketlerinden mühendisler var. 2.5 milyon sterlin karşılığında kuracakları ve her adımda gelişime gidecek ülkenin imzalarını attılar. 200 milyon doları yüce, ulu ve hatta önder bir geminin kapalı denizde yapacağı umutsuz bir çalışmaya harcamadılar, 13 haneli köye, geleceğe adadılar. Anlaşma gereği İngiliz mühendisler Karabük’teki demir-çelik fabrikalarının montajını gerçekleştireceklerdi. Fabrika montajını gerçekleştirmek bir yanda kalsın, şehrin de montajını yapacaklardı. İşçi profillerinden tutun da işçilerin kalacakları yerlere, toplumsal aktivitelerin tasarımlarından temel giderlere kadar… Sonuçta köye bir fabrika kuruyorsunuz ve bu fabrikada çalışacak yaklaşık 30000 kişinin toplumsal planlamasını yapıyorsunuz, olay sadece zemin etüdü ile ilgili bir şey olmasa gerek.

Yazıyı yazma amacımı şu aşamada söyleyebilirim: Karabük Demir-Çelik Fabrikası’nın montajında ve ilk üretim sürecinde çalışan iki İngiliz mühendisin mezarları ve bu mezarların bugünkü durumları hakkında küçük de olsa bir farkındalık oluşturmak. 

1999 yılında Demir-Çelik lojmanlarına taşındığımızda annemin “evin arka tarafında gavur mezarı var” sözünü hatırlarım. İki İngiliz mühendisin Karabük’te mezarlarının olduğunu o gün öğrenmiştim. Öncelikle kullanımı hiçbir şekilde savunamayacağım “gavur” sözcüğüne açıklık getirmek istiyorum. Gavur sözcüğü oldukça ırkçı içeriğe sahip bir sözcüktür ve ne yazık ki Türkiye’de oldukça fazla kullanılıyor. Zaman içerisinde kazandığı anlamlara bakarsak bunu açıkça görürüz: Sırasıyla sözlük anlamı (i) dinsiz, (ii) Müslüman olmayan kimse, (iii) merhametsiz acımasız, (iv) inatçı. Karabük’teki “gavur mezarı” kullanımını ise sözcüğün anlamsal doygunluğa ulaşması ile açıklayabilirim, yani İngiliz mühendislerin mezarını belirtmek için “gavur” sözcüğü “mezar” sözcüğü ile o kadar fazla kullanılmış ki “gavur” sözcüğündeki anlam belirli bir seviyede anlamsızlaşma göstermiş. Fakat tüm bunlar sözcük içeriğindeki ırkçı anlamı azaltmak için neden olarak gösterilemez.

Neyse, İngiliz mühendislerin Karabük’ün Yenişehir ile Cevizlidere bölgesi arasında kalan Şahin Tepesi yolu üzerindeki mezarına döneyim. Bunu söylemek benim için oldukça zor fakat şu an bu mezarların durumu oldukça kötü. Mezarlar konumu itibariyle Demir-Çelik Fabrikası’nı tepeden görür şeklinde yerleştirilmiş ama önündeki trafo bunu engelliyor. Fabrikanın kurulmasında emeği geçen bu mühendislerin demir-çelik manzarası ise mezarın solundaki yoldan 50 metre yukarı çıkınca mümkün hale geliyor:

Mühendislerden birinin adı William Bennett, diğerinin ise Samuel Instone. Bennett 15 Ekim 1938’de, Instone ise 28 Ekim 1940’da hayatını kaybetmiş. Başta annem ve babam olmak üzere çevremdekilerden duyduklarım kadarıyla bu mühendisler iş kazasında yaşamlarını yitirmişler. Silindir tasarımcısı olan Samuel Instone üzerine düşen bir merdaneden dolayı hayatını kaybetmiş, aşağıdaki fotoğrafta mezarı başındaki merdaneyi görebilirsiniz. Mühendisler hakkında biraz araştırma yaptım, bulduğum tek şey 8 Temmuz 1941 tarihli London Gazette’de çıkan Instone’ın mütevelli durumda olduğu malvarlığının geleceğine ilişkin duyuru:

Mezarların bulunduğu alan Kardemir’e ait ve mezarları çevreleyen alanda oldukça eski olan şöyle bir uyarı mevcut, içeride, mezarın çevresinde ise sağa sola atılmış çöpler, bira şişeleri…

Mezarların “bu nasıl yapılır” dedirten fotoğrafları ise:

Mezarları çevreleyen beyaz parmaklıkların kapısı açık. Karabük’ün tam göbeği denilebilecek bir yerde bulunan bu mezarların bugünkü durumu hakkında söylenebilecek çok şey var. Bu insanların Türkiye’yi sanayileştime çabası ile Karabük’e geldikleri ortada, şehir için verdikleri emekler de… Gördükleriniz 1990’ların başlarına kadar Türkiye sanayisini büyüten bu girişimin öncülerine yapılan saygısızlıktır. Türkiye’de çoğu şehrin kurtuluşu kutlanırken pek çok şehrin kuruluşunda emeği olan Karabük’ün kuruluşu kutlanır her 3 Nisan’da. Peki bu insanlar hiç mi anılmaz? Bu mezarların her 10-15 yılda bir çevre düzenlemesinden geçirildiğini biliyorum, bu durumda görünen o ki her 10-15 yılda bir “saygı ile anma” çabalarında bulunuyoruz Bennett ve Instone gibi mühendisleri. Sonra onlar bir kenara çekiliyor, kendi kendimize “bakın her şehrin kurtuluşu kutlanıyor, bizim kuruluşumuz” diye içi boş söylemler sarf ediyoruz nafile bir şekilde.

3 Yorum + Yorum ekle

  • Yazıyı yazdıktan sonra Kardemir A.Ş. Genel Müdürü Fadıl Demirel’e bir e-posta göndermiştim konuyla ilgili. Kendisi kısa bir sürede yanıt verdi, gereğini yapacaklarını söyledi. Bu topraklara emek verenlere saygı göstermek isteyen bir işletme müdürünün olması çok sevindirici.

  • Sevgili Emre bu yazı önemli. Ben o kente büyüdüm yaşadım. Mezarları duydum ama nerede olduklarını şimdi öğrendim.Görüntü içler acısı.Burası D.Ç tarafından farklı değerlendirilebilir. Çünkü bu mezarlar D.Ç tarihinin parçası. Yazının paylaşılması lazım.Ben kendi Face hesabımda paylaşabilirim. Ama bunu nasıl yapacağımı bilmiyorum.Ayrıca izninin olması da önemli..Benim Face’i takip eden anlı şanlı bazı D.Ç.büyüklerinin olduğunu biliyorum. Belki birilerinin (ihtimal vermiyorum ama) içini acıtır.

  • biz ağaç dikmeye gidiyorduk sınıfca bir baktım mezarlık hemen fotoğrafını çektik bir baktım içeri giriş var hemen öğretmeni çağırdım yanındak merdaney o icat etti sanıyorduk eve gidince omerdaneyi o yapmamış üstüne düşüp öldüğünü öğrendim

Yorum yap

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>