• RSS ile takip et

En (vurgulu) “oradaydım”

Ağu 28, 2013 by     Henüz yorum yapılmadı    Bu kategorinin altına gönderildi:: futbol, Genel

yazi_ic_655x

“Oradaydım,” dediğimiz an hatırlamaya başlıyoruz sanırım bazı şeyleri. Çünkü “oradaydım,” demek için hafızamızın şöyle bir yoklanması gerekir. Sebepsiz yere, “Tamam, hatırladım,” gibi bir ünlemle, “Evet, ne günlerdi yahu. Şu böyle demişti, falanca da ona şunu yapmıştı,” gibi zihinsel veri akışını aynı gazla sözcüklere dökmek ilave bir zahmeti gerektirir. Hatta şunu da diyeyim, her hafıza yoklanışında, “oradaydım,” dediğimiz her neden için bir sonraki zengin hafıza yoklamasında, “(vurgulu) oradaydım,” demek kaçınılmaz. Bilgi birikmiş, taştı gitti.

Aşağıdaki video vugulu bir “oradaydım” için tetikleyici oldu bugün. Tamam, videonun ön yüz fotoğrafını gördük, olayı anlıyoruz, konumuz futbol. Bu yüzden bir iyilik yapmadan edemeyeceğim. Televizyon karşısında kanal kanal gezerken kumanda kullanamayan ve yanlış kanallara basıp faşist futbol iştahlı insanları görüp ya da benzer davranışları çevresindeki insanlardan görerek nefretle “futbol muoğ?” sorusunu yöneltme tiksindiriciliğinde bulunanlar için güzel bir kanal: TIKLA. Konumuz tabi ki o tür bir futbol değil. O zamanlar hayati bir mesajını futboldan farklı bir yolla iletemeyen ve tek sosyal aktivitesi futbol olan bir şehrin 1989-1995 yılları arasında yaşadığı sıkıntıların 15 Mayıs 1994 ve sonraki günlerde hareketli fotoğraflarla bize sunulması…

Aşağıdaki videonun gösterdiği tarihte 8 yaşındayım. Futbol sahalarında meşalelerin yasak olmadığı, kırmızı meşalenin kısmen pembe, mavi meşalenin ise pembeyi kırmızı olarak gösterdiği yıllar. Tribün reislerinin kendilerine ait sehpalarının olmadığı, hatta hiç olmadığı, amigoların penaltı noktasından takla atarak kaleye girdiği yıllar. Hatta yolunu suyunu bahane ederek kente gelmeyen basına rağmen iktidar karşıtı haklı mücadelesini, şehrinin fabrikasını kapattırmayacağını futbol karşılaşmaları aracılığıyla tüm Türkiye’ye duyurduğu yıllar. Sporda siyaset, aman ha… İşte o yıllardan bir gün 15 Mayıs 1994.

Karabük’te yaşayan birçok kişi 15 Mayıs 1994 hakkında sayısız anı dinlemiştir, gözünün önünde o anı yaşamıştır. Ama aşağıdaki videoyu sanırım “oradaydım,” diyen çoğumuz düne kadar izlemedi. Peki, ne oldu 15 Mayıs 1994’te?

Bir şehrin fabrikasının kapanmaması için bütünleşip, Türkiye’nin de desteğini almışken desteklediği takımın ligde kalma şansını son maça bıraktığı gün 15 Mayıs 1994, Demir-Çelik Karabükspor – Zeytinburnuspor maçı. Bir şehrin mücadelesini sahaya taşıdığı anın daha geniş kitlelerce duyulduğu bir gün. Videonun 30. saniyesinde gördüğümüz “Karabük Demir Çelik Fabrikaları’nı kapatmak sosyal ve ekonomik cinayettir” pankartının ve benzerlerinin tüm şehirde ve statta yer aldığı bir gün.

Babamla gitmiştim o gün maça. 15:30’da başlayacak maç için sabah 7’de ellerimizde poşetler, içlerinde sularla stadın yolunu tutmuştuk. Tabi içeri girerken elde hiçbir şey kalmamıştı, sular güvenlik önlemine takıldı, stada girdiğimizde de hortumun ucu su vanasına. Stada girdiğimiz an beri oturduğumu hatırlamıyorum, sadece maç sonunda oturabilmiştim sanırım. 10-15:30 bekleme, 15:30-17:30 maç desek, yaklaşık sekiz saat ayaktaydım, çevremdeki insanların omuz hizasında bir görüş açısı bu “oradaydım” vakasında gördüğüm karenin çerçevesini insanların omuzlarından kıldı. Anımsadığım her şeyde bir omuz var o güne dair. Neyse, tribündekilerin vücut ısısını dindirmek Amigo Tuncay’ın elindeki hortumdan geçen suya düşmüştü.

Takımın durumu son haftalarda gayet iyiydi, hal böyle olunca da galibiyet bizim için “çantada keklik.” Haliyle herkeste ayrı bir heyecan, maç sonunda zafer kutlama isteği. Bir şehir sokak sokak, mahalle mahalle bu kadar kırmızı mavi bir kez daha olmayacak sanırım. Bu heyecanı videoda görmek, tellerin ardındakilerin yüzlerinde takımın başaracağına olan inançlarını okumak zor olmasa gerek. Ama hala çok sıcak, çok kalabalık… Sola bakıyorum, babam, sağa bakıyorum omuz, önümde bir kafa. Yandaki tribünlerde ip gibi dizilmiş kafalar. Sağ tarafta kapalı tribün, kapkaranlık, hemen sağımızda İstanbul’dan gelen taraftarlar. Tellerde siyah ve beyaz pankartlar. Önlerinde aralıksız dizilmiş askerler, dışarıda polisler…

İşte tribündekiler adına her şey bu kadar güzel giderken, rakip kaleyi abluka altına almışken yandan gelen bir top, sonra sekerek kalemize giren bir top. Sessizlik. Golün sadece o anını hatırlıyorum, öndeki omuzdan kimin vurduğunu o gün göremedim. Arkadaşlarımın anlattıklarından Kemal Yıldırım’ın golü aşırtarak attığını, videodan da söylendiği gibi kaleci Fevzi’nin ellerini kaldırmaya gönülsüz bir şekilde topa çıktığını gördüm.

Bir maça bakıyordum, bir de skorborda. Edison ampullerinden rakam yakarak skor gösteren, saniyeleri değil ama sadece dakikaları bize veren bir skorbord bu. Öyle ki ben maçı izlediğim tribünü skorbord tribünü olarak biliyordum. Karşı tribüne skorbord gelmiş, yeni… Heyecan işte. Galibiyetten eminseniz gözünüz skorbord görmüyor, stada yeni gelen skorbordu o golden sonra fark ettim. Sanırım skorbord futbolda skordan tedirgin olanların gözlerinin ara sıra kaydığı bir nesne. Maça devam. Tabi biz yine atak yapıyoruz, hep yaptık o gün. Topların hepsi de yandan dışarı çıktı. O ara Zeytinburnuspor bir gol daha attı. Tam 2-0 oldu derken, gol ofsayt, sayılmadı. Videodan gördüm ki kaleci Fevzi ellerini yine kaldırmamış. Birden golü bulduk, ya da öyle sandık. Kalenin arkasındaki reklam panoları ile direğin dibinden dışarı çıkan top fileleri hafiften dalgalandırınca gol sandık. Top yok, file var, golün nasıl olduğu önemli mi? Kale arkası tribün o gün bir kez fazla sevinenlerden. Olsun, golü bulduk. Hatta gol sandığımızın benzeri bir pozisyonda golü bulduk. Şehir yaklaşık bir yıl sonra il olduğunda alacağı plaka numarasında… O sesin içinde radyoyu kulaklıksız dinleyen omuzu yüksektekilerin, “işler istediğimiz gibi gidiyor,” mesajları on kat daha sevindiriyor bizleri. Tabi, içeri su almadılar, radyo aldılar, bu da garip ya.

Attık golü, bekliyoruz, seviniyoruz. Maç bitiyor diyoruz, bitti bitecek, saniyeler kaldı. Ben golü tabi yine göremiyorum. Golden önce, bu maça dair dinlediğim anıların yarısında bulunan, “Fevzi topa çık!” bağırışlarını, golden sonra da sessizliği duyuyorum, direğin dibinde yatan Fevzi’yi görüyorum. İşte maç bitti, her şey bitti. Saha karıştı, halihazırda Karabük-Zonguldak çekişmesi en alevli günlerini yaşarken, Zonguldak’tan geldiği söylenen polisler saha içinde maç boyu öfke ile bakılan hakemleri ve Zeytinburnusporlu futbolcuları soyunma odasına kaçırırken taraftarın sahaya inmesi, saha kenarındaki metal reklam panolarının pat küt sesleriyle birer birer devrilmesi, eğilip bükülmesi, patlayan maytaplar, elde kalan sis bombaları, meşaleler… Tribünlerin çelik konstrüksiyonları arasında kalan beton parçalarının sahaya ve taraftarlar arasında birbirlerine atmalık taş olarak kullanılması… Ortalığı tam bir savaş alanına çevirmişti. Maç sonunda Karabük tribünleri de ikiye ayrılmıştı. Mecâli kalanlar ve kalmayanlar. Bir grup olduğu yerde kalmış, ağlıyor, diğer grup ise sahada, hakem, futbolcu kovalıyor, yakıyor, döküyor.

Maça dair beni etkileyen pek çok şey var. Öyle ki tüm şehir etkilendi bundan. Düşünün, ailecek yapılan bir bayram ziyaretinde neler konuşulabilir? Ülke gündemi, işte, politika, o sıralar hangi takım ne transfer yapmış, gelişen yerel olaylar… Maçtan sonraki bir yıl boyunca bayram ziyaretlerinde amcalardan teyzelere, dedelerden ninelere herkesin bu maç hakkında, “çok üzüldük” temalı bayram konusu çerçevesinde konuştuğunu iyi anımsıyorum.

Bu video sanırım beni biraz etkiledi. O güne dair merak ettiğim pek çok şey yanıt buldu diyebilirim. Tek bir şey kaldı ama… Bir şehir maçtan sonra o kadar sessizliğe gömülmüşken saat kulesinin önünden çarşıya giden merdivenlerden inenlere, “maç kaç kaç bitti?” sorusunu soran oldu mu?

NOTLAR

Yukarıda yazılanların oldukça dar ölçekli olduğunu düşünerekten konuyla ilgili farklı okumalar yapmak ve geniş bir bakış açısına sahip olmak isteyenler için birkaç bağlantı paylaşmak istiyorum.

[1] Nisan 2011’de Okuyan Us Yayınları’ndan çıkan “Asla Yalnız Yürümeyeceksin” adlı kitapta bulunan Fatoş Bentli’nin “Demirin Mavisi’nden, Ateşin Kırmızısı’ndan…” adlı öyküsü:

camera_20130828225011316

[2] Metin Aytekin Hocamız’ın KırmızıMavi’de yazmış olduğu maç anısı ve yazı altındaki bireysel anılar – Bağlantı

[3] Ekşisözlük’teki 15 Mayıs 1994 Karabükspor Zeytinburnuspor maçı başlığı – Bağlantı

[4] Milliyet 16 Mayıs 1994 Gazete Arşivi – Bağlantı

[5] Maçta şaibeli goller yediği yönündeki söylentilere videoyu izledikten sonra hak verdiğim kaleci Fevzi’yi anma niyetine TFF profili

[6] Derleme maç anıları – Bağlantı

[7] Flying Dutchman – Türk seyircisini yıkan maçlar 9/10: 1993-94 DÇ Karabükspor – Zeytinburnuspor yazısı – Bağlantı

 

Yorum yap

XHTML: Bu etiketleri kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <s> <strike> <strong>